Banner Top
Teknoloji ve Gelecek – 1. Bölüm

Geleceği düşünmek ve tahmin etmek insana mutluluk veren bir duygu. İnsanlar çok eski çağlardan beri geleceği merak etmişler. Büyücüler, falcılar ve kahinler kristal kürelere, yıldızlara bakarak geleceği görmeye çalışmışlar. İnsanlar rüyalar ile de geleceği tahmin etmişler.

Bana göre ise gelecek, teknoloji, bilim ve hayal gücü hep bir arada olan kavramlar.

Geleceğe, teknolojiye ve bilimkurguya çocukluğumdan beri ilgi duyarım. Bizim kuşak Jules Verne’nin “Ay’a Seyahat” ve “Denizler Altında 20 Bin Fersah” romanları ile büyüdü. İlk yapay zeka ile tanışmamın Pamuk Prenses’teki “Ayna” olduğunu düşünüyorum. Ali Baba ve Kırk Haramiler masalındaki ses ile açılan mağara kapısı ve Sinbad’ın uçan halısında teknolojinin izi yok mudur ?

1970’lerin ve 80’lerin iki kutuplu dünyasındaki bilim-kurgu atmosferinde büyüdük. Televizyonun evimize girmesiyle çocukluğumda izlediğim Uzay Yolu, 6 Milyon Dolarlık Adam, Görevimiz Tehlike, Uzay 1999, Jetgiller gibi bilgi kurgu filmleri hem hayal gücümüzü geliştirdi hem de bizleri gelecek için beklentiye soktu. O dönemlerin efsanevi bilim-kurgu yazarı Isaac Asimov da bizim kuşağı derinden etkilemiştir.

Ortaokul ve lise yıllarında, arkadaşlar ile tartışıyor ve 2000’li yıllar için öngörülerde bulunuyorduk. 2000 bizim için çok uzak bir zaman dilimi olarak görünüyordu. Nerdeyse hepimiz günümüz deyimi ile “fütürist” idik. Yeni yüzyılda teknoloji ve bilim oldukça gelişecek, uzay istasyonları, Marsa yolculuk, Ay’da koloni kurma, uçan otomobiller gerçek olacaktı. Çok uzak yıllar olarak düşündüğümüz 2000’lerde gelişen teknoloji ile beraber refah gelecek açlık, sağlık, barınma gibi problemler çözülecekti. Haplar ile beslenecektik. 2000’li yıllarda dünyanın  nüfusunun oldukça artacağını düşünüyorduk. Tahminler 4 milyar nüfusun 10 milyar olacağı yönündeydi. Tüp bebekler ile nüfus kontrol edilecek hatta aile yapısı farklılaşacaktı. Aralarında uçan arabaların dolaştığı dev gökdelenlerin olduğu çok kalabalık şehirlerde yaşayacaktık.

21. yüzyılda dünya tek bir yönetim altında birleşecekti. Bu birleşme fikrinin olumlu tarafı küresel bir barış ortamının sağlanacağıydı. Teknolojik gelişmeler barış ve eşitlik getirecek diye düşünürken ortaokul ingilizce dersinde işlediğimiz Huxley’in “Brave New World” kitabı, üzerine de George Orwell’in “1984” romanı merkezi otoritenin kontrolündeki teknolojinin sistemin kendi çıkarına tüm halkı fişlediği, gerçeklerin, medyanın ve hatta tarihin bile değiştirildiği bir dünyaya yol açabileceğini öğretmişti. O yılların çok moda deyişi  “Big Brother is watching you” (Büyük Birader seni izliyor) hepimizin dilindeydi. Günümüzde Netflix‘de yayınlanan “Blackmirror” serisinin ilk örnekleriydi diyebilirim.

80’li yılların ortasında gösterime giren Terminatör filmi ve filmdeki düşman makinelerin beyni konumundaki bilgisayar Skynet yine bize teknolojik gelişmenin karanlık bir yanının olabileceğini gösteriyordu. Skynet yapay zekanın kötü haliydi. Sinema tarihinin en iyi bilimkurgu filmlerinden biri olarak gösterilen Stanley Kubrick’in 1968 yılında çektiği 2001: Bir Uzay Macerası (2001:A Space Odyssey) isimli filminde insanoğlunun yaptığı en gelişmiş bilgisayar olan HAL‘ de insanlığa düşmandı. I,B ve M den önce gelen harflerden oluşan HAL o yılların en büyük bilişim ve teknoloji firması IBM’i simgeliyormuş. İnsan aklından daha gelişmiş bilgisayar ve robotlar insanlığın sonunu mu getirecek?

Bir korku da 2000’li yıllarda petrol kaynaklarının tükenmesiydi. Evet yanlış okumadınız o yıllarda petrolün biteceği yazılıp çizilyordu ama zaten 2000’lerde petrole ihtiyaç olmayacaktı. Bize göre 2000’li yıllar için alternatif enerji kaynakları, robotlar, androitler, yapay zekalı bilgisayarlar zaten olmazsa olmaz gelişmelerdi. Bir de 80’li yıllarda elektronik ve teknolojik gelişme denilince Japonlar akla gelirdi. Sony firması da başı çekiyordu. Özellikle biz Türkler için teknolojik olan herşey Japon icadıydı. Akıllı robotları yapsa yapsa Japonlar yapabilirdi. Uzayda yalnız olmamıza da imkan yoktu. Uzaylılar gelişmiş türlerdi ve iyi yaratıklardı. Bizlerin uygarlığını daha da ileri taşıyabilirlerdi. Steven Spielberg’in “şirin” E.T. sini unutmak ne mümkün?

90’lara geldiğimizde bir de kahin Nostradamus çıktı başımıza. 1500 ‘lü yıllarda yaşayan bu adam yıllar öncesinden 20. Yüzyılda olacakları bilmiş meğerse. Bu yıllarda Altı Milyon Dolarlık Adam Robocop’a evrildi. Doğu Bloku pes edince iki kutuplu dünyamız sona erdi, küresel, global gibi yeni kavramlar ortaya çıktı. Steve Jobs ve Bill Gates hayatımızı tamamen değiştirecek olan kişisel bilgisayar fikrini ortaya attılar ve  çok kısa zamanda bilgisayar, büyük ve ulaşılamaz bir cihaz olmaktan çıkıp hayatımıza ve evlerimize girdi. Bu yıllarda ortaya çıkan ve hızla gelişen internet gelecekte her şeyi değiştirecekti. Gelişmeleri öngörsek dahi neler yaşanacağının tam olarak idrakı içinde değildik. Yıllar sonra kayıp bir söyleşisini izlediğim Steve Jobs ise bir hayli farkındaymış. (https://www.youtube.com/watch?v=TRZAJY23xio).

90‘larda mobil telefonların hayatımıza girmesi ile bir şeyler daha değişmeye başladı. O zamanlar telefonlar küçüldükçe küçülüyordu. Saat, kalem veya çakmak boyutlarına gideceği öngörülüyordu. Cep telefonu deniyordu. Londra’da izlediğim Geleceğe Dönüş (Back To The Future Part II) filmi 1985’ten bakarak 2015 yılını tahmin etmeye çalışmıştı. 2000’ler artık daha yakındı. Bu yıllarda “web teknolojileri” de gelişirken sanal dünya kavramı ortaya çıktı. Bu konudaki esas vuruşu 2000’e bir kala ile Matrix filmi yaptı. Bu film felsefe ile teknolojiyi bir anlamda birleştirerek hayal gücümüzü hayatın simülasyonuna kadar taşıdı.  Hadi bakalım ya gerçek değilsek !

Bir taraftan Peter F. Drucker, George Friedman gibi yazarları da okuyordum. Acaba gelecek yıllar için neler tahmin ediyorlardı ? Bilgi çağı, bilgi toplumu gibi yeni kavramları ortaya atılıyorlardı. İlginç olan yazarlar şöyle yazmıştı: Gelecek tahmin edilemez !

Sözü fazla uzatmayayım, gelmez sandığımız o çok uzak 2000’li yılların gelmesi büyük beklentiler ile büyüyen bizim nesil için öncelikle büyük bir hayal kırıklığı oldu. O uzak ve muhteşem yeni yüzyıl sonunda gelmişti ama Mars’a ayak basamamış, Uzay 1999 dizisindeki “Ay Üssü Alfa”yı henüz kuramamıştık. Uçan arabalar hala hayaldi. Neyse ki Mr. Spock’ın cep telefonuna 1990’lardan beri sahiptik ancak görüntülü görüşme konusu istenildiği gibi değildi. 80’lerdeki 3. Dünya Savaşı korkusu bitmişdi ama küreselleşme ve teknolojik gelişmeler ile dünyaya barış ve refah geleceğine 2000’li yılların hemen başında İkiz Kuleler olayı yaşanmıştı. Zaten matematiksel olarak dünya nufüsunun 10 milyarlar olması imkansızmış ama biz yine de mega kentlerde 80‘lerin Japonları gibi kutu gibi evlerde yaşamaya başlamıştık.

Halen açlık, eşitsizlik, adaletsizlik gibi sosyal ve toplumsal konular çözülememiş, aksine daha da artmıştı. Terör küreselleşmiş, gelişmekte olan ülkeler halen gelişememiş, küresel ısınma konusu ortada kalmış ve hatta dünyamız bazı anlamlarda geriye doğru gitmişti. Bununla beraber sağlık ve biyoloji alanında gelişmeler tahminimizden ilerdeydi. Klonlamak, kök hücre tedavileri, DNA’nın çözülmesi önemli gelişmelerdi. Haplar ile beslenmiyorduk ama besinlerin zarar ve faydalarını çözmüştük. Çoçukluğumuzda çok sevdiğimiz coca cola meğerse ne zararlıymış 😊 Petrol de bitmedi üstelik. Sahi Japonlara ne oldu? Bu Çinliler de nereden çıktı ?

Büyüyünce anladık ki gelişmiş uzaylıların “iyi” olmalarına da imkan yokmuş. Dünya tarihinde de gelişmiş uygarlıkların diğerlerini yok ettiklerini zaman içinde öğrendik. (Jared Diamond’ın Tüfek Mikrop Çelik romanını tavsiye ediyorum). Artık Hubble uzay teleskopu ve güneş sistemine gönderdiğimiz uydular ile uzayı daha da yakından tanıyoruz. Üzücü haber,  meğerse galaksiler birbirlerinden artan bir ivme ile uzaklaşıyormuş. Bununla beraber, 2024 yılında inşası bitecek yeni teknolojiler ile donatılmış Büyük Macellan Teleskobu ile uzayda dünya benzeri gezegenlerin keşfi daha da hızlanacak.

Aslında 2000 yılına kadar çok hızlı giden ama bizlerin hayal dünyasına göre görece çok yavaş ilerlediğini düşündüğümüz teknolojik gelişmelerin hızı aynı şekilde devam edecek gibi görünüyorken ‘Güç Uyandı’. 2003’de kablolu modemler ile internet biraz daha hızlandı. 2007’de Apple’ın akıllı mobil telefonu iPhone tanıtıldı. Arkasından Google, Amazon uygulamaları, e-ticaretin ve sosyal medyanın da patlama yaşaması ile daha da ticarileşen ya da kapitalistleşen bilişim dünyası 2010’dan sonra muhteşem bir ivme yaşadı. Herkes bilgi teknolojileri ile kendi işini birleştirdi ve bilgi teknolojileri herkesin işi olmaya başladı.

Mobil ve web teknolojileri daha da gelişirken, 4G, sanallaştırma, bulut teknolojileri, nesnelerin interneti (IoT), Büyük Veri,  Yapay Zeka, nanoteknoloji, akıllı robotlar, otomasyon ve Endüstri 4.0 gibi yeni kavramlar ortaya çıktı. Yeni teknoloji şirketleri, Teknokentler, Startup’lar ve fırsatı gören herkes pastadan pay almak için oyuna dahil oldular. Bu süreçte süpriz bir şekilde çoçukluğumuzdaki film ve çizgi romanlarındaki bir çok bilim-kurgu fantezisinin zamanla birer birer gerçekleştiğine şahit olduk. Bir anda insansı robotlar (hatta bir tanesi resmen ülke vatandaşı oldu), sürücüsüz araçlar, 3 boyutlu yazıcılar, görüntü ve ses tanıma teknolojileri, sanal gerçeklik uygulamaları, birbiri ile haberleşen akıllı ev ve müzik aletleri gibi birçok yeni teknolojik buluş ortaya çıkıverdi.

Bu teknolojilerin sunduğu imkanlar giderek daha çok Sağlık, Eğitim, Ulaşım ve Tarım’da toplu bir refahı sağlayabilecek düzeyde olmaya başladılar. Artık mobil telefonlar ile dedelerimiz bile görüntülü konuşabiliyorlar. Görevimiz Tehlike’nin kendini imha eden disk teknolojsi gerçek olurken, 6 Milyon Dolarlık Adam’ın biyonik kol ve bacakları ile biyonik gözü nerdeyse tamam. 2015 yılında “Geleceğe Dönüş” filmi yeniden gösterime girdiğinde filmin öngörülerinden bazıları gerçekleşmişti bile. Drone’lar, giyilebilir teknolojiler, parmak izi veya göz retinası ile çalışabilen biyometrik cihazlar, hands-free oyun konsolları, elektrikli arabalar, görüntülü konuşmalar ve hatta “hoverboard” denilen uçan kaykay.

Bu gelişmelerin arasında beni en çok etkileyeni ise A.I (Artificial Intelligence) Türkçesi ile Yapay Zeka. Satranç simülasyonlarından daha fazla gelişemeyeceğini düşünüyorken “Machine Learning“e (Makina Öğrenimi) evrilen gelişim süreci hakikaten etkileyici. Maalesef aklıma Kara Şimşek değil de Terminatör’deki Skynet geliyor. Bir de Virtual Reality (Sanal Gerçeklik) ve bunu gerçek dünyaya taşıyabilen Augmented Reality (Artırılmış Gerçeklik) konuları var ki ucu Matrix’e kadar gider mi diye düşündürüyor insanı.

Gelişen teknojiler ile Big Brother da maalesef gerçek oluyor. Internet aktivitelerimiz, para transferlerimiz, trafikteki seyrimiz, telefonlarımız, TV’de ne izlediğimiz takip edilerek kayıt altına alınıp yeni analiz ve çıkarımlar yapılabiliyor. Büyük Veri Analitiği (Big Data), Yapay Zeka gibi teknolojiler zamanla Big Brother’dan ötesine mi evrilecekler? Yuval Noah Hariri ‘nin Homo Deus kitabında öngördüğü gibi Google birgün insanlara “doğduğun günden beri seni tanıyorum, DNA’nı, en sevdiğin kişileri, tüm geçmişini biliyorum; her adımını izledim ve tüm hayatın kayıt edildi” dediğinde nasıl bir dünyada yaşayacağız ?

Sağladığı faydalar ile  hayatımızı kolaylaştırırken  “iyi” olan teknoloji, zamanla hayatımıza karışıp bizden faydalanmaya kalkınca  “kötü” mü olacak ?

Artık gelecek için yeni bir üstün insan türü ve “ölümsüzlük” vizyonları gündemde. Teknolojik gelişmelerin eşitlikten çok ayrımcılık getireceği tahmin ediliyor. Bizim kuşağımızın optimizmi ve hayalciliği daha gerçekçi çözümlemelere doğru yol alıyor. Örneğin uzak yıldızlara gitmek yerine Mars’ı nasıl Dünya’ya çeviririz ?

Teknoloji ile içiçe yaşayan şimdinin çoçukları gelecek hakkında daha bireyci ve gerçekçiler. Bilimkurguya nispeten daha uzaklar ve hayalleri de bizimkiler kadar naif değil.

Teknoloji ve Gelecek seri yazılarımın ikincisinde yaşadığımız bu yıllardan öngörülen geleceği daha ayıntılı olarak anlatacağım.

Kaderimiz yıldızlar da değil, kendi içimizde yatar.
William Shakespeare

M.Timuçin Erdoğu

Tags: , , , , , , , ,

Related Article